Denizli’den Roma’ya uzanan bir hayat
Epiktetos, milattan sonra yaklaşık 50–55 yıllarında, bugün Pamukkale sınırları içinde bulunan antik Hierapolis kentinde doğdu. Bu nedenle onu günümüzün ifadesiyle “Denizlili filozof” olarak tanımlamak yanlış değildir. Hayatının ilk dönemini köle olarak geçirdi, Roma’ya götürüldü ve burada Stoacı filozof Musonius Rufus’un öğrencisi oldu. Özgürlüğünü kazandıktan sonra felsefe dersleri vermeye başladı; daha sonra Yunanistan’ın Nikopolis kentinde kendi okulunu kurdu.
Epiktetos kendisi kitap yazmadı. Düşünceleri öğrencisi Arrianos tarafından Söylevler ve El Kitabı adlı eserlerde kaydedildi. Bu eserlerin merkezinde soyut tartışmalardan çok, insanın gündelik hayatta nasıl daha özgür, sakin ve erdemli yaşayabileceği sorusu vardı.
Stoa felsefesi nedir?
Stoa felsefesi, MÖ 300 civarında Kıbrıslı Zenon tarafından Atina’da kuruldu. Adını, Zenon’un ders verdiği Stoa Poikile, yani “Boyalı Sütunlu Galeri”den aldı. Başlangıçta mantık, doğa anlayışı ve ahlak üzerine kapsamlı bir düşünce sistemi olan Stoacılık, Roma döneminde daha çok iyi ve anlamlı bir hayat yaşamanın yollarına odaklandı.
Stoa felsefesinin amacı duygusuzlaşmak değildir. Amaç, insanın korku, öfke, hırs ve kaygılarının esiri olmadan; akıl, erdem ve ölçülülükle yaşayabilmesidir.
Epiktetos’un en önemli öğretisi
Epiktetos’a göre hayattaki şeyler ikiye ayrılır:
Bizim kontrolümüzde olanlar ve bizim kontrolümüzde olmayanlar.
Düşüncelerimiz, seçimlerimiz, davranışlarımız ve olaylara verdiğimiz tepkiler büyük ölçüde bizim alanımızdadır. Başkalarının düşünceleri, geçmişte yaşananlar, hastalıklar, kayıplar, ün, makam ve hayatın karşımıza çıkaracağı olaylar ise tamamen bizim kontrolümüzde değildir.
İnsan, kontrol edemediği şeyleri yönetmeye çalıştıkça kaygılanır. Kendi kontrolündeki alanı ihmal ettikçe dağılır. Epiktetos’un özgürlük anlayışı tam olarak burada başlar: Dış dünyayı her zaman değiştiremeyebiliriz ama ona nasıl karşılık vereceğimizi seçebiliriz.
Bu düşünce, “Hiçbir şey yapma, her şeyi kabullen” anlamına gelmez. Stoacı insan elinden geleni yapar; çalışır, mücadele eder, sorumluluk alır. Fakat sonucu bütünüyle kontrol edemeyeceğini de bilir.
Stoa felsefesinin temel mesajları
1. Olaylardan önce yargılarımız bizi etkiler
Yaşadığımız her olayın anlamını zihnimizde verdiğimiz hükümler belirler. Aynı başarısızlık bir kişi için yıkım, başka biri için öğrenme fırsatı olabilir. Stoacı yaklaşım, ilk duyguyu inkâr etmek değil, onun arkasındaki düşünceyi incelemektir.
2. Gerçek iyilik karakterdedir
Stoacılara göre para, sağlık, makam ve başarı değerli olabilir; ancak bunlar tek başına iyi bir insan oluşturmaz. Asıl iyilik bilgelik, cesaret, adalet ve ölçülülük gibi erdemlerdir. Çünkü insan dışarıdaki imkânlarını kaybedebilir ama karakteriyle ilgili seçimini sürdürebilir.
3. Doğaya uygun yaşamak gerekir
Stoacıların “doğaya uygun yaşamak” sözü, yalnızca doğal bir hayat sürmek anlamına gelmez. İnsan doğasının en belirgin özelliği akıl sahibi ve toplumsal bir varlık olmasıdır. Bu nedenle iyi hayat; akla uygun davranmayı, görevlerini yerine getirmeyi ve diğer insanlara karşı adaletli olmayı gerektirir.
4. Ölüm ve kayıp hayatın parçalarıdır
Stoacılık, insanın hayatın geçiciliğini unutmamasını öğütler. Ölümü düşünmek karamsarlık için değil, yaşadığımız zamanın değerini kavramak içindir. Kaybedebileceğimizi bilmek, sahip olduklarımıza daha dikkatli bakmamızı sağlar.
5. Felsefe konuşmak değil, yaşamaktır
Epiktetos’a göre filozof olmak güzel sözler söylemek değil, düşüncelerini davranışlarına yansıtmaktır. Sabırdan söz edip ilk güçlükte öfkelenmek, sadelikten söz edip sürekli gösteriş peşinde koşmak felsefe değildir. Stoa, insanın her gün kendisini eğitmesini isteyen pratik bir yaşam disiplinidir.
Stoa’nın başlıca filozofları
Kıbrıslı Zenon, okulun kurucusudur. Erdemli ve doğaya uygun yaşam düşüncesini sistemin merkezine yerleştirdi.
Assoslu Kleanthes, Zenon’dan sonra okulun başına geçti ve evrenin akılcı düzeni üzerinde durdu.
Soli’li Khrysippos, Stoacılığın mantık, bilgi ve ahlak anlayışını sistemleştirdi. Bu nedenle bazen Stoa’nın “ikinci kurucusu” olarak görülür.
Seneca, devlet adamı ve yazardı. Servet, ölüm, öfke, zaman ve hayatın kısalığı üzerine günlük yaşama dönük metinler yazdı.
Musonius Rufus, felsefenin kadın ve erkek herkes için gerekli olduğunu savunan, Epiktetos’un öğretmeni olan önemli bir Stoacıydı.
Epiktetos, iç özgürlük, doğru yargı ve kontrol alanı üzerinde yoğunlaştı.
Marcus Aurelius ise bir Roma imparatoruydu. Kendi kendine yazdığı ve daha sonra Kendime Düşünceler adıyla yayımlanan notlarında, iktidarın ortasında bile erdemli kalma mücadelesini anlattı. Antik Stoa’nın kurucu metinleri büyük ölçüde kaybolmuşken Seneca, Epiktetos ve Marcus Aurelius’un eserlerinin günümüze ulaşması, bugün Stoacılığı çoğunlukla bu üç isim üzerinden tanımamıza neden olmuştur.
Bugüne kalan mesaj
Epiktetos’un hayatı başlı başına bir mesajdır: Köle olarak dünyaya gelen bir insan, düşüncelerinin efendisi olabilir. Bir imparator ise bütün dünyaya hükmetse bile korkularının ve tutkularının kölesi olabilir.
Stoa felsefesinin bize söylediği şey basittir:
Her şeyi kontrol edemezsin. Fakat nasıl bir insan olacağını, elinden geldiği ölçüde sen belirlersin.
Belki de gerçek özgürlük, hayatın her zaman istediğimiz gibi gitmesi değil; hayat istediğimiz gibi gitmediğinde de doğru bildiğimiz şekilde yaşayabilmektir.
