Murakami’yi Neden Seviyorum?

Haruki Murakami’yi neden bu kadar sevdiğimi düşündüğümde bunun tek bir nedeni olmadığını fark ediyorum. Elbette romanları çok sürükleyici. Bir kitabına başladığınızda çoğu zaman neyle karşılaşacağınızı bilmiyorsunuz. Ama beni asıl içine çeken şey sanırım onun yarattığı dünyanın tuhaf biçimde hem çok sıradan hem de çok sıra dışı olması.

17 Ağustos 2026 · 6 dk
Haruki Murakami’yi neden bu kadar sevdiğimi düşündüğümde bunun tek bir nedeni olmadığını fark ediyorum. Elbette romanları çok sürükleyici. Bir kitabına başladığınızda çoğu zaman neyle karşılaşacağınızı bilmiyorsunuz. Ama beni asıl içine çeken şey sanırım onun yarattığı dünyanın tuhaf biçimde hem çok sıradan hem de çok sıra dışı olması.

Murakami’nin karakterleri çoğu zaman son derece yalın insanlar. Tek başına yaşayan, işe gidip gelen, yemek yapan, müzik dinleyen, kitap okuyan, yürüyen insanlar… Hayatları dışarıdan bakıldığında zaman zaman sıkıcı bile görünebilir.

Ama aynı zamanda bu insanların içinde sanki henüz kendilerinin bile bilmediği başka bir taraf vardır.

Her an özel bir yeteneğe sahip olduklarını keşfedebilecekmiş gibi hissedersiniz.

Belki de Murakami’nin bana en çok geçen duygularından biri bu: Sıradan görünen bir insanın içinde, kendisinin bile henüz ulaşamadığı başka bir insan daha vardır.

Ve roman ilerledikçe mesele çoğu zaman dış dünyadan çok, o insana ulaşmaya dönüşür.

Başka Bir Dünyaya Geçmek

Murakami romanlarında karşılaşılan insanlar genellikle biraz içe kapanık, yalnız ve gizemlidir. Birbirleriyle kurdukları ilişkiler de çoğu zaman alışıldık biçimde ilerlemez.

Sonra bir noktada gerçeklik değişmeye başlar.

Bir kuyuya inilir.

Bir rüya görülür.

Bir kapı açılır.

Bir insan kaybolur.

Gökyüzünde iki ay belirir.

Bir gölge sahibinden ayrılır.

Ve günlük hayatın içinden başka bir dünya ortaya çıkar.

Fakat ilginç olan şu: Murakami bu geçişleri hiçbir zaman büyük bir şaşkınlıkla anlatmaz. Paranormal diyebileceğimiz olaylar bile karakterler tarafından çoğu zaman gündelik hayatın doğal bir parçasıymış gibi karşılanır.

Belki beni en fazla etkileyen şeylerden biri de budur.

Çünkü Murakami’yi okurken insan bir süre sonra şunu düşünmeye başlıyor:

Ya gerçeklik bizim düşündüğümüz kadar tek katmanlı değilse?

Belki başka bir dünyaya geçmek sandığımız kadar olağanüstü bir şey değildir.

Rüyalar

Bu nedenle Murakami’deki rüya temasını da çok seviyorum.

Rüya gördüğümüzde aslında her gece başka bir gerçekliğe giriyoruz. Orada insanlar görüyoruz, mekânlara gidiyoruz, konuşuyoruz, korkuyoruz, seviniyoruz. Bazen yıllardır görmediğimiz biriyle karşılaşıyoruz.

Ve bütün bunlar olurken bize son derece gerçek geliyor.

Sonra uyanıyoruz.

Belki de Murakami’nin paralel dünyaları bana bu yüzden hiç tamamen yabancı gelmiyor.

Kendi adıma bazen ölümü de buna benzetiyorum. Rüyada başka bir dünyaya gidip geri dönüyoruz. Ölüm belki de başka bir yere geçiştir; yalnız bu kez geri dönüş yoktur.

Bu elbette Murakami’nin söylediği bir şey değil. Benim onun romanlarını okurken zihnimde oluşan düşüncelerden biri.

Ve iyi edebiyatın yaptığı şeylerden biri de belki tam olarak budur: Yazar size bir düşünceyi söylemez; sizin kendi düşüncenizi bulabileceğiniz bir kapı açar.

Kuyu

Murakami’de beni en fazla etkileyen imgelerden biri de kuyu.

Özellikle Zemberek Kuşu’nun Güncesini düşününce bu imge çok güçlü.

Kuyu bana yalnızca yeraltına inmeyi değil, insanın kendi içine doğru inişini düşündürüyor.

Dış dünyanın sesinden uzaklaşmak.

Karanlıkta kalmak.

Beklemek.

Hiçbir şey yapmadan kendi zihniyle baş başa kalmak.

Bir çeşit çile gibi.

Belki meditasyon gibi.

Belki insanın tekrar kendisini bulabilmek için bir süre dünyadan uzaklaşması gibi.

Murakami’nin kahramanları bazen başka bir dünyaya geçiyor gibi görünürken aslında giderek kendi içlerine doğru ilerliyorlar. Orada karşılaştıkları şey de çoğu zaman yabancı bir varlıktan çok, kendilerinin eksik kalan veya bastırılmış bir parçası oluyor.

Bu nedenle onun romanlarındaki paralel dünyaya geçiş ile kendini arama temasını birbirinden ayırmak bana zor geliyor.

Belki o diğer dünya gerçekten başka bir dünya değildir.

Belki insanın kendi içinde ulaşamadığı yerdir.

Murakami Dünyasında Küçük Şeyler

Bir de bütün bu metafizik dünyanın yanında çok dünyevi bir Murakami vardır.

Müzikler mesela.

Bir Murakami romanını okurken yalnızca hikâye okumazsınız; bir yandan caz, klasik müzik ya da eski bir pop şarkısı hayatınıza girer. Bazen kitabı bırakıp o parçayı açmak istersiniz.

Sonra yemekler.

Makarna hazırlanır. Kahve yapılır. Bira içilir. Viski doldurulur. Basit bir yemek uzun uzun tarif edilir.

Ve nedense okurken insanın canı çeker.

Bu küçük ayrıntılar bana çok önemli geliyor. Çünkü Murakami’nin olağanüstü dünyasını inandırıcı yapan biraz da bunlar.

Bir karakter önce mutfakta kendine basit bir yemek hazırlar, plak koyar, bulaşıkları yıkar…

Birkaç sayfa sonra ise gerçekliğin sınırları ortadan kalkmaya başlayabilir.

Belki Murakami dünyasının büyüsü tam burada.

Olağanüstü olan, olağanın hemen yanında duruyor.

Neden Murakami?

Sanırım Murakami okurken sevdiğim asıl şey şu:

Her an başka bir yere geçebilecekmişim gibi hissediyorum.

Okuduğum dünya bizim dünyamız. İnsanları bizim gibi. Yalnızlıkları, alışkanlıkları, korkuları bizim gibi.

Ama bir kapının hemen arkasında başka bir şey var.

Bir kuyuya inmek yeterli olabilir.

Bir rüya görmek.

Bir şarkıyı dinlemek.

Yıllardır görmediğiniz birini yeniden görmek.

Ya da yalnızca bir sabah uyandığınızda dünyanın artık tam olarak dün bıraktığınız dünya olmadığını fark etmek.

Murakami’nin romanlarında insanlar başka dünyalara geçiyorlar ama sonunda asıl aradıkları şey çoğu zaman kendileri.

Belki benim onun kitaplarında kendimi bu kadar rahat bulmamın nedeni de bu.

Murakami okuduğumda bazen gerçekten bu dünyadan biraz uzaklaştığımı hissediyorum.

Daha da ilginci, zaman zaman sanki hiç tanımadığım biri benim içimdeki bazı düşünceleri, yalnızlıkları ve soruları benden önce bulmuş ve bir romana yazmış da ben yıllar sonra onları okuyormuşum gibi geliyor.

Bir yazarı sevmek belki biraz da budur.

Başkasının yazdığı bir hikâyenin içinde, beklemediğiniz bir anda kendinizle karşılaşmak.

Dr. Işık Tekin
Dr. Işık Tekin
Kardiyoloji Öğretim Üyesi · Denizli