Odyssey: Asıl Mesele Eve Dönmek mi, Yolculuğu Tamamlamak mı?

Christopher Nolan’ın The Odyssey filmini çok beğendim. Çekimleri, ses tasarımı, oyunculukları, hikâyenin kurulma biçimi ve özellikle izleyiciyi içine çeken atmosferiyle, yalnızca seyredilen değil adeta içinde bulunulan bir film olmuş. Fakat film bittikten sonra bende kalan asıl şey görselliği değil, Odysseus’un hikâyesinin taşıdığı daha derin anlamdı. Çünkü Odysseus’un hikâyesi, yüzeyde bakıldığında olağanüstü bir macera olsa da biraz daha derine indiğinizde insan yaşamına dair çok daha büyük bir anlatıya dönüşüyor.

11 Ağustos 2026 · 5 dk
Christopher Nolan’ın The Odyssey filmini çok beğendim.

Çekimleri, ses tasarımı, oyunculukları, hikâyenin kurulma biçimi ve özellikle izleyiciyi içine çeken atmosferiyle, yalnızca seyredilen değil adeta içinde bulunulan bir film olmuş. Fakat film bittikten sonra bende kalan asıl şey görselliği değil, Odysseus’un hikâyesinin taşıdığı daha derin anlamdı.

Çünkü Odysseus’un hikâyesi, yüzeyde bakıldığında olağanüstü bir macera olsa da biraz daha derine indiğinizde insan yaşamına dair çok daha büyük bir anlatıya dönüşüyor.

Odysseus başlangıçta evindedir. Mutludur. Eşi, çocuğu, krallığı ve ait olduğu bir dünya vardır. Fakat bütün bunları geride bırakmak ve savaşa gitmek zorunda kalır.

Ardından on yıl süren vahşi bir savaş gelir.

Troya’nın ele geçirilmesi, savaşın içindeki hileler, kayıplar, ölümler ve büyük bir uygarlığın yıkılması…

Zafer vardır ama bu zaferin içinde garip bir hüzün de vardır. Çünkü insan bazen kazanırken de kaybedebilir.

Sonra eve dönüş başlar.

Fakat asıl yolculuk belki de tam burada başlar.

Odysseus ve arkadaşlarının uğradığı her ada, karşılaştıkları her yaratık, her tehlike ve her baştan çıkarıcı teklif yalnızca fantastik bir macera değildir. Bunların her birini insanın yaşam boyunca karşılaştığı sınavların birer alegorisi olarak okumak mümkün.

Güç.

Makam.

Hırs.

Zenginlik.

Şehvet.

Aşk.

Öfke.

Korku.

Açlık.

Merak.

Ölümsüzlük arzusu.

Ve elbette hayatta kalma mücadelesi.

İnsanın bütün bir hayatı da biraz böyle değil midir?

Belki de İthaka Bir Yer Değildir

Benim filmden çıkardığım asıl düşünce burada başlıyor.

Odysseus’un başlangıçta ayrıldığı o huzurlu dünya ile yıllar sonra ulaşmaya çalıştığı İthaka’yı yalnızca coğrafi bir yer olarak düşünmemek mümkün.

Bana göre bu hikâye, insanın varoluş yolculuğuna dair çok daha büyük bir metafor olarak da okunabilir.

İnsan bir yerden gelir, hayatın içine bırakılır ve uzun bir yolculuğa başlar.

Bu yolculuk sırasında savaşlarla, tutkularla, arzularla, korkularla, kayıplarla ve seçimlerle karşılaşır. Kimi zaman doğru yolu bulur, kimi zaman kaybeder. Bazen kendi hatalarının, bazen başkalarının hatalarının bedelini öder.

Odysseus’un Troya’dan sonraki felaketlerle dolu yolculuğunu izlerken insan ister istemez şunu da düşünüyor:

Acaba yaşananlar savaş sırasında yapılanların bir bedeli midir?

Filmde bu duygu özellikle güçlü.

Troya kazanılmıştır ama savaşın bedeli henüz bitmemiştir.

Belki de bazı zaferlerin hesabı, zaferden sonra ödenir.

Hayat da Bir Odyssey

Hikâyeyi biraz daha ileri götürdüğümüzde benim için çok daha çarpıcı bir anlam ortaya çıkıyor.

İnsan dünyaya gelir ve kendisine verilmiş bir hayatı yaşamaya başlar.

Önüne sayısız sınav çıkar.

Güç sahibi olduğunda ne yapacaktır?

Korktuğunda nasıl davranacaktır?

Öfkelendiğinde ne olacaktır?

Önüne kolay ama yanlış bir yol çıktığında hangisini seçecektir?

Kaybettiğinde devam edebilecek midir?

Ve en önemlisi, bütün bunların sonunda nasıl bir insan olacaktır?

Bu nedenle Odyssey bana göre yalnızca “eve dönmeye çalışan bir adamın” hikâyesi değildir.

İnsan olarak başladığımız yolculuğu, insan kalmayı başararak tamamlayıp tamamlayamayacağımızın hikâyesidir.

Herkes yola çıkar.

Ama herkes aynı şekilde geri dönemez.

Bazıları arzularına yenilir.

Bazıları güce.

Bazıları korkuya.

Bazıları öfkesine.

Bazıları ise yolculuk sırasında kim olduğunu unutur.

Belki de sınavın kendisi budur.

Batıya Doğru Yolculuk

Filmin sonlarına doğru kullanılan batıya doğru yolculuk imgesi de bende aynı duyguyu uyandırdı.

Batı, eski anlatılarda yalnızca bir yön değildir. Güneşin battığı, günün sona erdiği, bilinmeyene geçişin başladığı yerdir.

Bu nedenle gemiyle batıya doğru yapılan yolculuğu, insanın hayat yolculuğunu tamamladıktan sonra başka bir varoluşa doğru ilerlemesinin alegorisi olarak okumak mümkün.

Benzer bir duyguyu Yüzüklerin Efendisinin sonunda da görürüz.

Büyük mücadele tamamlanmıştır. Kahramanlar görevlerini yerine getirmiştir. Fakat hikâye bir zafer kutlamasıyla değil, denize açılan bir gemiyle sona erer.

Çünkü bazı yolculukların sonunda ulaşılması gereken yer yeni bir şehir değil, huzurdur.

Varılacak Yer mi, Yolculuğun Kendisi mi?

Ve belki de Odysseynin bana bıraktığı en güçlü düşünce şu:

Hayat zor.

Hayat her zaman adil değil.

İnsan kimi zaman kendi seçmediği savaşların içine düşüyor. Kaybediyor, yanılıyor, acı çekiyor. Bazen yıllarca ulaşmak istediği yere varamıyor.

Ama belki de hayatın anlamı bütün bunlardan kaçmak değil.

Bütün bunların içinden nasıl geçtiğimizde.

Çünkü insanı sonunda ulaştığı yerden çok, oraya gelirken verdiği kararlar tanımlıyor.

Odysseus’un hikâyesi binlerce yıldır anlatılmaya devam ediyorsa belki de nedeni budur.

Onun deniz yolculuğunda kendimizi görüyoruz.

Hepimizin bir İthaka’sı var.

Hepimizin önünde fırtınalar, adalar, yanlış yollar ve baştan çıkarıcı duraklar var.

Ve hepimiz bir şekilde eve dönmeye çalışıyoruz.

Ama belki de esas mesele eve varmak değil.

Oraya nasıl vardığımız.

Çünkü yaşamın sonunda başarı dediğimiz şey, yalnızca hedefe ulaşmak olmayabilir.

Belki de asıl başarı, bütün zorluklara rağmen yolculuğu layıkıyla tamamlayabilmektir.

Ve belki de insan hayatının en büyük sırrı tam olarak burada saklıdır:

Asıl olan varacağımız yer değil, o yere giderken kim olduğumuzdur.

Dr. Işık Tekin
Dr. Işık Tekin
Kardiyoloji Öğretim Üyesi · Denizli